Tanım
henüz bulamadım
Bağlantılarım
*
*
*
*
Kategoriler
|
SEVGİ VE SEVMEK UZERİNE
Jackson Brown'in "Su Hayatta Neler Ogrendik Neler" adli kitapcigindan:
1-Kendimi neselendirmek istedigim zaman en iyi yolun baska birini
neşelendirmeye çalışmak olduğunu öğrendim. 2 - Bir bebegin evlilik sorunlarini çözemeyecegini ögrendim. 3- Bir tartismayi tatliya baglamadan yataga gidilmemesi gerektiğini öğrendim. 4- Isyerinde romantik iliskiler aranmamasi gerektigini ögrendim. 5- Insanin kendisinden daha sorunlu birisiyle evlenmemesi gerektigini ögrendim. 6- Çalistirdigimiz insanlara iyi davrandigimizda, onlarin da müsteriye iyi davrandiklarini ögrendim. 7- Bir toplantida zekâmi ya da sohbetimi göstermek konusunda tercih yapmak gerektiğinde sohbeti seçmenin daha iyi olacağını öğrendim.
8- Insanlara iyi davranmanin hiçbir maliyeti olmadigini ögrendim. 9- Gerçekten yasamaya baslamak için emeklilik beklenirse, çok uzun bir süre beklenilmiş olunacağını öğrendim 10-Iyi kalpli olmanin mükemmel olmaktan daha önemli oldugunu 11-Bir domuza ve bir çocuga istedikleri her seyi verirseniz sonuçta çok iyi bir domuzunuz ve çok kötü bir çocuğunuz olacağını öğrendim. 12-Kimle evlenecegin kararinin hayatta verilen en önemli karar olduğunu öğrendim.
SEVGİ Adam yeni kamyonuna bakmak için evinden çıktığında, üç yaşındaki oğlunun gayet mutlu bir biçimde elindeki çekiçle kamyonunun kaportasını mahvettiğini görmüş. Hemen oğlunun yanına koşmuş ve çocuğun eline çekiçle
vurmaya başlamış. Biraz sakinleşince oğlunu hemen hastaneye götürmüş. Doktor, çocuğun kırılan kemiklerini kurtarmaya çalıştıysa da elinden bir şey gelmemiş ve çocuğun iki elinin parmaklarını kesmek zorunda kalmış. Çocuk ameliyattan çıkıp gözlerini açtığında,bandajlı ellerini fark etmiş ve gayet masum bir ifadeyle, "Babacığım,kamyonuna zarar verdiğim için çok üzgünüm." demiş ve sonra babasına şu soruyu sormuş: "Parmaklarım ne zaman yeniden çıkacak?" Babası eve dönmüş ve hayatına son vermiş... Birisi masaya süt döktüğünde ya da bir bebeğin ağladığını işittiğinizde bu öyküyü hatırlayın. Çok sevdiğiniz birine karşı sabrınızı yitirdiğinizi anladığınızda, önce biraz düşünün. Kamyonlar onarılabilir, ama kırılan kemikler ve incinen duygular hiçbir zaman onarılamaz; genellikle kişiyle performansı arasındaki farkı göremeyiz. İnsan hata yapar. Hepimiz hata yaparız. Fakat öfkeyle ve düşünmeden yapılan şeyler , insanı sonsuza kadar rahatsız eder. Harekete geçmeden önce durun ve düşünün. Sabırlı olun. Anlayış gösterin ve sevin.
Gercekten ilginc. Insanlar elektronik posta kutularina fikra veya eglendirici turden bir haber geldigi zaman, fazla dusunmeden bunu adres listelerindeki tum arkadaslarina gonderiyorlar. Fakat yukardaki gibi uzerinde dusunulmesi gereken bir mesaj olursa, bunu arkadaslarina gonderip Gondermeme konusunda defalarca dusunuyorlar ve sonucta da adres listelerindeki herkese gondermiyorlar.
Bu mesaji adres listenizdeki herkese gondereceginiz umuduyla...
SEVGİLER....... |
Tarih: 03:42, Pazartesi, Mayıs 29, 2006 |
Yorum (7) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
HAYAT
Hayat çetele tutmak değildir... Hayat;
Seni kaç kişinin aradığı,kiminle çıktığın,çıkıyor olduğun veya çıkacağın
demek de değildir.
Kimi öptüğün,hangi sporu yaptığın,kimlerin seni sevdiği de değildir.
Hayat, ayakkabıların,saçın,derinin rengi de değildir. Nerede yaşadığın
veya hangi okula gittiğin de değildir. Aslında hayat;
notlar,para,giysiler,girmeyi başardığın ya da başaramadığın okullar da
değildir.
Hayat;Kimi sevdiğin ve kimi incittiğindir.
Kendin için neler hissettiğindir.
Güven ,mutluluk,şefkattir.
Arkadaşlarına destek olmak ve nefretin yerine sevgiyi koymaktır.
Hayat;
Kıskançlığı yenmek,önemsemeyi öğrenmek ve güven geliştirmektir.
Ne dediğin ve ne demek istediğindir. İnsanların sahip olduklarını
değil,kendilerini olduğu gibi görmektir. Her şeyden önemlisi
hayatı,başkalarının hayatını olumlu yönde etkilemek için kullanmayı
seçmektir. İşte hayat bu seçimden ibarettir.
İnsanların en acizi dost edinemeyen,ondan daha acizi ise dost kaybedendir!!
Charles Eguone
|
Tarih: 03:56, Çarşamba, Mayıs 24, 2006 |
Yorum (2) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
ŞEYTAN
Insanlıgın ilk var oldugu dönemde adamın biri şeytanı yakalamaya karar vermiş. Fakat, bunun için 40 yıl boyunca Tanrıya ibadet etmesi gerekiyormuş. Karısıyla, dostlarıyla ve bütün dünya ile ilişkisini kesmiş ve 40 yıl boyunca Tanrıya ibadet etmiş 40 yıl sonunda Tanrı ibadetinin karşılıgı olarak ona şeytanı agzı kapalı bir şişenin içinde sunmuş. Adam da karısına o şişeye sahip çıkmasını dünyada neler olup bittigini artık ögrenmek istedigini söyleyerek dışarı çıkmış.
Kadıncagız şeytanı merak ediyormuş. Merakına bir türlü engel olamayıp şişenin agzını açıvermiş.Açmasıyla şeytan dışarı çıkmış ve gülmeye başlamış: -Merakına engel olamadın ve kocanın 40 yıllık emegini boşa çıkardın.
Kadın da şeytana ; Sen o şişenin içinde hiç degildin ki, Şeytan ; Nasıl olur? şişeden çıktım sen de gördün, Kadın; -O şişenin içinde hiç degildin. Nasıl o şişenin içine girebilirsin ki? Şeytan; Gireyim de gör (der ve şişenin içine giriverir)
YANI CANIM ARKADASLARIM; ADAMIN ŞEYTANI HAPSETMESI 40 YILINI, KADININ ISE 5 DAKIKASINI ALMIS.:)
ŞEYTAN TANRIYA İSYAN ETMIŞ: '' ALLAHIM! MADEMKİ KADINLARI YARATICAKTIN O ZAMAN BENİ NEDEN YARATTIIN!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!" |
Tarih: 03:46, Çarşamba, Mayıs 24, 2006 |
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
UMUT HEP OLMALI....
Yaşama küsme hakkınız yoktur. Neden böylesine mutsuzsunuz ? Nasıl bu denli karamsar olabiliyorsunuz ? Belki işinizden memnun değilsiniz, belki çevrenizden... Maaşınızı az buluyor, ya da kendinizi beğenmiyorsunuz...
Oysa... Öylesine değerlisiniz ki. Örneğin gözleriniz... Gözlerinizi kaça satarsınız? 1 trilyon? 2 trilyon? 5 trilyon? Satarsınız... İşte zenginsiniz...
Ama... Bu servetle erişeceğiniz dünyayı görmedikten sonra, paranın bir değeri var mı?
Ya da derdiniz para değil... Başarı ve saygınlık.
Size gözlerinizin karşılığında bulunduğunuz şirketin genel müdürlüğünü verseler kabul eder misiniz? Cevabınız "Hayır" değil mi?
O halde siz; aslında hem zengin, hem başarılısınız. Yeter ki, Allah'ın size verdiği bu değerlerin bilincinde olun. Bunları görebileceğiniz bir başarı için hayata geçiriniz. O halde.... ASLA UMUTSUZLUK YOK !
Leo Buscaglia |
Tarih: 10:48, Salı, Nisan 25, 2006 |
Yorum (3) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
YAPABİLİR MİSİN???
Sen, yalnızlığına inat bütün bir geceyi, sevgilinin düşüyle geçirebilir misin? Gelmeyeceğini bile bile, sanki her an kapıdan girecekmiş gibi gözünü kırpmadan sabaha kadar bekleyebilir misin? Bugüne kadar ne yaşadıysan yaşadın. Bunların hepsinden sıyrılıp, özünü asla yitirmeden yeni bir kimlikle başka dünyalar kurup yeni hayatını mutlu kılmak için uğraşabilir misin? Yağmurun altında aklında sevgilin, dudağında onu anlatan bir şarkıyla mırıldanarak saatlerce yürüyebilir misin? Oysa herkes kaçmaktadır yağmurdan. Seni ıslatanın aslında yağmur değil aşk olduğunu anlayabilir misin? Yüreğini cesurca açıp, bazen ağlamayı, bazen ümitsizce beklemeyi, bazen öfkelenmeyi ve herkesin huzurlu olarak nitelediği sakin, beklentisiz, sürprizlere kapalı hayatını terk etmeyi göze alabilir misin? Nefes almanı zorlaştıran, yüreğinin yerinden fırlayacak gibi çarpmasına neden olan, hoş ama zaman zaman da sıkıntı verici o heyecanı, saklamaya yada azaltmaya çalışmadan her zaman taşıyabilir misin? Özlemin, küçücük bir kordan, kentleri yakacak kocaman bir yangına dönüşmesine izin verebilir misin? Elde ettiğin her şey senin olsun. Sen yarın için hayal kurabilir misin? Arzuladığın sevgiliye kavuşmanın hayalini kurmaya cesaret edebilir misin? Bunu yaparken bazılarının sana ´aptal´ deme riskini göze alabilir misin? Hiçbir şey düşünmeden, sadece o anı yaşayıp yüreğini, beynini, bedenini coşkunun ve hazzın kucağına teslim edebilir misin? Nerede olduğunu, kim olduğunu, kimlerle olduğunu unutup, sıyrılıp kaygılarından dans edebilir misin saatlerce? Hem kendini hem sevgilini hatalarıyla, değiştirmeden kabul edebilir misin? Her güne yeni bir isim verip başka başka anlamlar katabilir misin? Hiç kimsenin görmediği güzellikleri fark edebilir misin? Ruhuna ihanet etmeden, Sadece yüreğinin sesini dinleyerek ve yüreğin sana ´o´ dedikçe onun izinden gidebilir misin?
|
Tarih: 12:30, Pazartesi, Nisan 24, 2006 |
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
VER VER ATEŞE,VER BİZİ...BİR İZ BIRAK BURDA,İZ BIRAKANLAR UNUTUL
Burada çocukça korkularım tarafından bastırılmış halde bulunmaktan çok yoruldum. Ve eğer gitmek zorundaysan Hemen gitmeni dilerim Çünkü varlığın hala burada oyalanıyor(Takılıp kalıyor) Ve beni yalnız bırakmayacak Bu yaralar iyileşecek gibi gözükmüyor Bu acı fazla gerçek Zamanın silemediği çok fazla şey var Ağladığında,tüm gözyaşlarını silerdim Çığlık attığında,tüm korkularınla savaşırdım Tüm bu yıllar boyunca elini tuttum Fakat hala bana tamamen sahipsin Sen beni tınlayan ışığınla büyülerdin. Şimdi geride bıraktığın hayat tarafından bağlandım. Yüzün,benim bir zamanlar tatlı olan rüyalarımı ziyaret ediyor Sesin tüm akıl sağlığımı kovaladı Bu yaralar iyileşecek gibi gözükmüyor Bu acı fazla gerçek Zamanın silemediği çok fazla şey var Kendime gittiğini söylemek için çok uğraştım AMA HALA BENİMLE OLMANA RAĞMEN BAŞTAN BERİ YALNIZIM!!!
|
Tarih: 12:19, Pazartesi, Nisan 24, 2006 |
Yorum (1) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
Acı Veren Şey Öğreticidir
Ayazda titremeyen, güneşi iliklerine indirmeyi isteyebilir mi? Hayatında hiç terk edilmeyen, sevgilinin gelişine sevinebilir mi?
Yaşamı zor kılan şey; sorunlarla karşılaşma ve onları çözme sürecinin acı verici olması değil midir? Yine de hayat denilen hadise, karşılaşılan sorunlara çözüm getirme sürecinden dolayı anlam kazanır! Üstelik hepimizin acısı bir diğerininkine göre başkadır. Ateş gerçekten de sadece düştüğü yeri yakmaktadır.
Sorunlar, başarı ile başarısızlığımızı ortaya çıkaran keskin hatlardır. Aynı zamanda dirayet, cesaret ve bilgeliğimizi ortaya çıkartırlar. Çok şaşırtıcı, ben de farkındayım ama ancak ve ancak sorulara cevap ararken hem aklen, hem de ruhen gelişmekteyiz. Benjamin Franklin de zaten boşuna dememiş; "Acı veren şey, öğreticidir."
Mutluluk andır. Yaşamı yaşanılır kılan da bu anların toplamıdır. Ama mutluluk bile, acıyı bilenlerce daha anlamlıdır. Acı çekmeyen, mutluluğun değerini bilebilir mi? Ayazda titremeyen, güneşi iliklerine indirmeyi isteyebilir mi? Hayatında hiç terk edilmeyen, sevgilinin gelişine sevinebilir mi? "Kaybettim." diyemeyen ya da bunu kendini bile söyleyemeyen, kazanmanın sevincine yeterince erişebilir mi?
İşte bu nedenledir ki; yaşarken hiç bitmeyecek sandığım acıların üstesinden gelebildiğim, içimi yakan gerçeklere kafa tutarken akıl ve ruh sağlığımı koruyabildiğim için Tanrı'ya şükrediyorum. Başta bana atılan toplar kafamı gözümü yarardı, şimdi ise tüm pasları göğsümde karşılıyorum.
|
Tarih: 11:46, Pazartesi, Nisan 10, 2006 |
Yorum (3) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
ÖĞRENDİM Kİ
Kimseyi sizi sevmeye zorlayamazsınız. Kendinizi sevilecek insan yapabilirsiniz, Gerisini karşı tarafa bırakırsınız.
Öğrendim ki... Güveni geliştirmek yıllar alıyor, Yıkmak bir dakika.
Öğrendim ki... Hayatında nelere sahip olduğun değil Kiminle olduğun önemli.
Öğrendim ki... Sevimlilik yaparak 15 dakika kazanmak mümkün Ama sonrası için bir şeyler bilmek gerek.
Öğrendim ki... Kendini en iyilerle kıyaslamak değil Kendi en iyinle kıyaslamak sonuç getirir.
Öğrendim ki... İnsanların başına ne geldiği değil O durumda ne yaptıkları önemli.
Öğrendim ki... Ne kadar küçük dilimlersen dilimle Her işin iki yüzü var.
Öğrendim ki... Olmak istediğim insan olabilmem Çok vakit alıyor.
Öğrendim ki... Karşılık vermek Düşünmekten çok daha basit.
Öğrendim ki... Bütün sevdiklerinle iyi ayrılman gerek Hangisi son görüşme olacak bilemiyorsun.
Öğrendim ki... 'Bittim' dediğin andan itibaren Pilinin bitmesine daha çok var.
Öğrendim ki... Sen tepkilerini kontrol edemezsen Tepkilerin hayatını kontrol eder.
Öğrendim ki... Kahraman dediğimiz insanlar Bir şey yapılması gerektiğinde Yapılması gerekeni Şartlar ne olursa olsun yapanlar.
Öğrendim ki... Affetmeyi öğrenmek deneyerek oluyor.
Öğrendim ki... Bazı insanlar sizi çok seviyor Ama bunu nasıl göstereceğini bilemiyor.
Öğrendim ki... Ne kadar ilgi ve ihtimam gösterseniz Bazıları hiç karşılık vermiyor.
Öğrendim ki... Para ucuz bir başarı.
Öğrendim ki... En iyi arkadaşla sıkıcı an olmaz.
Öğrendim ki... Düştüğün anda seni tekmeleyeceğini düşündüklerinden bazıları Kaldırmak için elini uzatır.
Öğrendim ki... İki insan aynı şeye bakıp Tamamen farklı şeyler görebilir.
Öğrendim ki... Aşık olmanın ve aşkı yaşamanın çok çeşidi vardır.
Öğrendim ki... Her şartta kendisiyle dürüst kalanlar Daha uzun yol yürüyor.
Öğrendim ki... Hiç tanımadığın insanlar, iki saat içinde,
senin hayatını değiştirir.
Öğrendim ki... Anlatmak ve yazmak ruhu rahatlatır.
Öğrendim ki... Duvarda asılı diplomalar İnsanı insan yapmaya yetmez.
Öğrendim ki... Aşk kelimesi ne kadar çok kullanılırsa, anlam yükü o kadar azalır.
Öğrendim ki... Karşısındakini kırmamak ve inançlarını savunmak arasında
çizginin nereden geçtiğini bulmak zor.
Öğrendim ki... Gerçek arkadaşlar arasına mesafe girmez. Gerçek aşkların da!
Öğrendim ki... Tecrübenin kaç yaşgünü partisi yaşadığınızla ilgisi yok, Ne tür deneyimler yaşadığınızla var.
Öğrendim ki... Aile hep insanın yanında olmuyor. Akrabanız olmayan insanlardan ilgi, sevgi ve güven öğrenebiliyorsunuz. Aile her zaman biyolojik değil.
Öğrendim ki... Ne kadar yakın olursa olsunlar En iyi arkadaşlar da ara sıra üzebilir. Onları affetmek gerekir.
Öğrendim ki... Bazen başkalarını affetmek yetmiyor. Bazen insanın kendisini affedebilmesi gerekiyor.
Öğrendim ki... Yüreğiniz ne kadar kan ağlarsa ağlasın Dünya sizin için dönmesini durdurmuyor.
Öğrendim ki... Şartlar ve olaylar, Kim olduğumuzu etkilemiş olabilir. Ama ne olduğumuzdan kendimiz sorumluyuz.
Öğrendim ki... İki kişi münakaşa ediyorsa, Bu birbirlerini sevmedikleri anlamına gelmez. Etmemeleri de sevdikleri anlamına gelmez.
Öğrendim ki... Her problem kendi içinde bir fırsat saklar. Ve problem, fırsatın yanında cüce kalır.
Öğrendim ki... Sevgiyi çabuk kaybediyorsun, pişmanlığın uzun yıllar sürüyor
ATAOL BEHRAMOĞLU
|
Tarih: 10:33, Cumartesi, Nisan 8, 2006 |
Yorum (1) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
DOST
Saate bakmaksizin kapisini çalabilecegi bir dostu olmali insanin... ´Nereden çiktin bu vakitte´ dememeli, bir gece yarisi telasla yataktan firladiginda; ´Gözünün dilini´ bilmeli dinlemeli sormadan, söylemeden anlamali... Arka bahçede varligini sezdirmeden, mütemadiyen dikilen vefali bir agaç gibi köklenmeli hayatinda sen, her daim onun orada durdugunu hissetmelisin. ihtiyaç duydugunda gidip müsfik gövdesine yaslanabilmeli, kovuklarina saklanabilmelisin. Kucaklamali seni güvenli kollari, ...dallari bitkin basina omuz, yapraklari kanayan ruhuna merhem olmali...
En mahrem sirlarini verebilmeli, en derin yaralarini açip gösterebilmelisin gölgesinde serinlemelisin sorgusuz sualsiz... Onca dalkavuk arasinda bir tek o, sözünü egip bükmeden söylemeli, yanlis anlasilmayacagini bilmeli. Alkislandiginda degil sadece, asil yuhalandiginda yaninda durup koluna girebilmeli. övmeli alem içinde, bas basayken sövmeli ve sen öyle güvenmelisin ki ona, övdügünde de sövdügünde de bunun iyilikten oldugunu bilmelisin, ´hak ettim´ diyebilmelisin. Teklifsiz kefili olmali hatalarinin günahlarinin yegane sahidi... Seni senden iyi bilen, sana senden çok güvenen bir sirdas... Gözbebekleri bulutlandiginda yaklasan firtinayi sezebilmelisin. Ve sen agladiginda, onun gözünden gelmeli yas |
Tarih: 10:31, Cumartesi, Nisan 8, 2006 |
Yorum (3) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
Sevgi
Sevgi; Birini sevmekse, Aşk; Onun uğrunda ölmektir. Sevgili; Seni bırakıp gitse de, Yeniden dönebilendir. | | | |
Tarih: 05:18, Cuma, Mart 3, 2006 |
Yorum (3) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
|